Olağanüstü zekası ve derin maneviyatıyla Julia Margaret Cameron, Viktorya dönemi İngiltere'sinin önde gelen düşünürleri arasında rahatlıkla hareket ediyordu; çevresinde Tennyson, Herschel, Darwin, Ruskin ve Carlyle gibi isimler yer alıyordu. 1863'te bir fotoğraf makinesi aldığında, fotoğrafçılığa tam bir benzerlik aracı olarak değil, masumiyet, bağlılık, bilgelik ve tutku gibi İncil ve edebiyat ideallerini en yakınındakilerin temsil ettiği değerleri ifade etmenin bir aracı olarak yaklaştı.
Bu fotoğrafta Cameron, kız kardeşinin evlat edindiği kızı May Prinsep’i resmeder. Hafif hareketlere izin vererek ve odağı bilinçli biçimde yumuşatarak görüntüye bir nefes ve içsel yaşam hissi kazandırır. Ortaya çıkan şey bir portreden çok, sevgi ve özlemle şekillenmiş şiirsel bir vizyondur. Fotoğraf, Lord Byron’ın 1810’da yazdığı Atinalı Kız adlı şiirin dizelerinden esinlenmiştir; arzunun, hatıranın ve bağlılığın iç içe geçtiği bir şiirdir bu. Byron’un dizeleri gibi Cameron’un görüntüsü de betimlemekten çok çağrıştırmayı amaçlar; modelini duygunun ve idealleştirilmiş güzelliğin yaşayan bir sembolüne dönüştürür.
Not: Ön Raffaelocu fotoğrafçılığının kraliçesi olarak anılan Julia Margaret Cameron’un büyüleyici fotoğraflarını keşfedin!